Esnaf Esnafa Karşı, Belediye Başkanı Arada Kaldı
GÜNDEM
24.08.2026 - 00:53, Güncelleme:
24.08.2026 - 00:53 2112 kez okundu.
Esnaf Esnafa Karşı, Belediye Başkanı Arada Kaldı
Antalya’da son günlerde gerçekten çok enteresan gelişmeler yaşanıyor.
Oda seçimleri bitti, kılıçlar çekildi…
Bir gazetecinin, Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası binasının “kaçak yapı” olduğu yönündeki iddiaları gündeme taşımasıyla birlikte, yaklaşık 33 yıldır kentin esnafına ve vatandaşına hizmet veren bina bir anda tartışmaların merkezine oturdu.
Söz konusu bina, 1993 yılında dönemin Antalya Belediye Meclisinin izniyle şimdiki Kepez ilçesi Yenidoğan Mahallesi'nde esnaf tarafından, esnafın parasıyla inşa edildi. O dönem arazi belediyeye aitti, daha sonra kadastro geçince arazi Vakıflar'a geçti. Oda yönetimi yıllarca ecrimisil ödeyerek burada hizmet verdi.
Aradan tam 33 yıl geçti. Bugün ise aynı bina “kaçak yapı” tartışmasıyla karşı karşıya.
İnsan ister istemez soruyor:
33 yıldır neredeydiniz?
Üstelik burası yalnızca Antalya Şoförler Odasının hizmet verdiği sıradan bir bina değil. Çeşitli kamu kurumlarına bağlı birimlerin kamusal hizmet verdiği bir bina olarak göze çarpıyor.
Bu binada Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Antalya'ya gelerek araba satın alan vatandaşın, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde hizmet veren plaka basım ve değişim işlemlerinin yürütüldüğü birimler var.
Sağlık Bakanlığına bağlı aile sağlığı merkezi yani bizim tabirimizle sağlık ocağı var. Her gün bu bölgede onlarca vatandaş aile hekimine gelerek tedavi oluyor rapor alıyor.
Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren SRC kurs merkezi var. Kamyon, tır, otobüs, minibüs, taksi, servis aracı veya ticari kamyonet/panelvan gibi araçlarla ticari amaçla yük, eşya veya yolcu taşıyan tüm sürücülerin alması zorunlu olan mesleki yeterlilik belgesi SRC için Bu binada sınavlar yapılıyor eğitimler veriliyor.
Bu binada esnafın kullandığı çeşitli hizmet alanları var. Oto tamir atölyesi var, taksimetre bakım hizmet birimi var, esnafın uygun fiyata, indirimli çoluğuna çocuğuna, kendisine akrabasına düğün yaptığı düğün salonu var, emniyet-esnaf odaları ve çeşitli bakanlıklara bağlı kamu kurumlarının toplantı, seminer, genel kurul yaptığı, çeşitli hizmet aldığı salon var, kısacası var oğlu var.
Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odasının tam ismi nedir biliyor musunuz; Antalya Şoförler, Otomobilciler, Kamyoncular ve Kamyonetçiler Esnaf ve Sanatkârlar Odasıdır. Yani sadece taksiciler değil nakliyeciler, kamyoncular, kamyonetçiler, motosikletli kuryeler, yatçılar gibi çeşitli mesleklerin mensup yaklaşık 10.000 esnaf bu odaya bağlı olarak hizmet veriyor. Odanın büyüklüğünü anlatmak açısından bunları söylüyorum. Şoförler Odası olarak Türkiye'nin 5'inci büyük odası olarak biliniyor.
Ve bütün esnaf bu binadan hizmet alıyor...
Şimdi bütün bunların üzerine bir anda “Bu bina kaçak, mühürlensin” deniliyor.
Seçimden Önce Başka, Seçimden Sonra Başka mı?!
Daha da ilginç olanı şu:
Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası seçimleri öncesinde ve yerel seçimler öncesinde yine bu binada esnaf toplantıları yapıldı. Her gelen esnaftan oy istedi. Belediye başkan adayları, siyasiler ve dönemin bakanları bu toplantılarda esnafla bir araya geldi.
Mesela oy istemek için gelerek toplantı yapanlar arasında Kepez Belediye Başkanıyken Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olan sayın AK Parti'li Avukat Hakan Tütüncü, şu an Kepez Belediye Başkanı olan sayın CHP'li Mesut Kocagöz, önceki Dışişleri Bakanımız sayın Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte AK Parti'den Kepez Belediye Başkan Adayı olan sayın Avukat Rıza Sümer, şu anda Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Muhittin Böcek vardı. Hatta Muhittin Başkan geldiğinde esnafla toplantı yaparken yanında AESOB Başkanı sayın Adlıhan Dere de bulunuyordu.
O günlerde konuşulan neydi?
Binanın üzerinde bulunduğu arazinin Vakıflar'a ait olduğu, Vakıflarla görüşülerek gerekirse takas yöntemiyle bu sorunun çözülebileceği ve binanın esnafa kazandırılabileceği…
Esnafa verilen mesaj buydu. Gelen belediye başkan adayları; esnafa bu binayı kazandıracaklarına dair çeşitli sözler verdiler.
Peki ne değişti?
Seçim bitti, vaatler unutuldu ve 33 yıllık bina bir anda “kaçak yapı” olarak mı hatırlandı?
Başkan Kocagöz Ne Diyor?
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün de konuyla ilgili görüştüğü gazetecilere son derece önemli ifadeler kullandığı tarafıma aktarıldı.
Kocagöz'ün özetle; “Ben 10 bin esnafın yerini yıkmak için gelmedim. Seçim öncesinde biz de bu binanın yasal statüye kavuşturulması için söz verdik. Bu sorunu çözeceğiz. Ancak bugünlerde bu binanın peşine düşen insanlar var, ben de anlamış değilim” şeklinde değerlendirmelerde bulunduğu belirtiliyor.
Eğer aktarılan bu ifadeler doğruysa ortada çok daha dikkatli yönetilmesi gereken bir süreç var demektir.
Çünkü bazı belediye bürokratlarının konuya alelacele yaklaşması; telafisi son derece güç sonuçlar doğurabilir.
Düşünsenize…
Antalya’da noterlerde yapılan binlerce araç satışının ardından vatandaşın plaka işlemleri için geldiği yer, “kaçak binada faaliyet gösteriyor” denilerek mühürlenecek. Kimse plakasını değiştiremeyecek, yeni satın aldığı arabasına plaka takamayacak, resmi devlet kurumları siyah plaka alamayacak...
Sağlık Bakanlığına bağlı aile sağlığı merkezi, 33 yıl sonra “kaçak binada” denilerek tartışmanın içine çekilecek. Halk sağlığı hizmeti verilemeyecek...
Milli Eğitim Bakanlığı SRC kursu hizmeti veremeyecek... SRC sınavı yapamayacak.
Esnaf indirimli düğün yapamayacak, kamu kurumları toplantı, seminer ve genel kurullarını burada gerçekleştiremeyecek.
Taksimetre hizmeti verilemeyecek, esnafın arabasının indirimli olarak tamir edilmesinin önüne geçilecek. Çekici hizmeti verilemeyecek. Bakın bunların hemen hepsi kamusal hizmetler...
Ve Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanının makamının bulunduğu bina mühürlenecek.
İnsan ister istemez şu soruyu soracak:
“Başkan Alkan, seçimi kazandığı için mi cezalandırılıyor?”
Sonuçta kim mağdur olacak?
Esnaf…
Aileler…
Kamu kurumları ve çalışanları...
Kepez halkı…
Antalya halkı…
Türkiye'nin çeşitli illerinden burada araba satın alarak plaka almak isteyen Türk halkı...
Yani bu tartışmanın bedelini, konuyla hiçbir ilgisi olmayan vatandaş ödeyecek.
Hukuk Sadece Kanun Maddesinden İbaret Değildir
Elbette Türkiye bir hukuk devletidir.
Bir yapı hukuka aykırıysa bunun hukuki ve idari yolları bellidir. Belediye de görevini kanunlar çerçevesinde yapmak zorundadır.
Ancak hukukta ölçülülük, hukuki güvenlik, kazanılmış durumların değerlendirilmesi ve özellikle idari işlemler bakımından telafisi güç veya imkânsız zararların doğup doğmayacağı gibi son derece önemli ilkeler vardır.
Nitekim idari yargıda yürütmenin durdurulması müessesesinin varlık sebeplerinden biri de budur.
Bir işlem açıkça hukuka aykırıysa ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğuracaksa mahkemeler gerekli şartların oluşması durumuna kadar yürütmenin durdurulmasına hatta iptaline karar verebilir.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, 33 yıldır kullanılan bir binanın kapısına apar topar mühür vurmak değil; bütün hukuki geçmişi, belediye kararlarını, mülkiyet durumunu, mevcut mahkeme kararlarını ve binada faaliyet gösteren kamu hizmetlerini birlikte değerlendirmelidir.
33 Yıl Sonra “Kaçak” Demek…
Bugüne kadar 33 yıl boyunca faaliyetine göz yumulmuş veya çeşitli idari işlemlerle kullanımına devam edilmiş bir bina için bugün bir anda “Bu bina kaçak” deniliyorsa vatandaşın soracağı soru bellidir: Günaydın!
Bu bina dün yapılmadı.
Geçen hafta ortaya çıkmadı.
33 yıldır orada...
Devlet kurumları biliyor.
Belediyeler biliyor.
Siyasiler biliyor.
Esnaf biliyor.
Antalya halkı biliyor.
Seçimlerde siyasiler, bakanlar gidip esnafla buluşuyor.
Hatta Antalya Vakıflar Bölge Müdürü sayın Nurullah Pervaneli, Antalya Valisi sayın Hulusi Şahin ile birlikte salonda fakir fukaraya garip gurebaya sünnet şöleni yapıyor. O zamanlar sorun olmuyor.
Seçim dönemlerinde toplantı yapmak için kullanıldığında sorun olmuyor. Peki bu bina, seçim bittikten sonra mı sorun hâline geliyor?
İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.
Mahkeme Kararı Varsa Önce Ona Bakılmalı
Konuyla ilgili geçmişte verilmiş bir mahkeme kararının bulunduğu ve bu kararda, arazinin Vakıflara ait olmasına karşın üzerindeki yapının değerinin arsa değerinden yüksek olması nedeniyle yıkımın uygun görülmediği ifade ediliyor.
Eğer böyle bir kesinleşmiş mahkeme kararı mevcutsa, idarenin atacağı her adımdan önce bu kararın kapsamı ve hukuki sonuçları titizlikle incelenmelidir.
Mahkemenin yıkılamaz kararına rağmen bir adım atılacaksa, bu adım esnafın lehine olacak bir adım olmalıdır.
Çünkü hukuk devleti, yalnızca vatandaşın kanuna uyması demek değildir.
İdarenin de hukuka ve mahkeme kararlarına uyması demektir.
O zaman soralım:
Mahkemelerin kararları dikkate alınmayacaksa bürokrasi kararını neye göre verecek?
Bir köşe yazısına göre mi?
Birilerinin talebine göre mi?
Yoksa hukuka göre mi?
Bunun Hesabını Esnafa Kim Verecek?
Böyle bir mühürleme veya yıkım girişiminin sosyal, ekonomik ve siyasi sonuçları sanıldığından çok daha ağır olabilir.
Çünkü seçim öncesinde esnafa verilen sözler unutulmaz.
“Bu binanın sorununu çözeceğiz, esnafa kazandıracağız” denilmişse bugün o sözler masaya konulur.
Kepez halkının yıllardır adeta bir sosyal tesis gibi kullandığı, binlerce kişinin hizmet aldığı bir yapının hukuki çözüm yolları tüketilmeden kapatılması hâlinde bunun hesabını vatandaşa anlatmak kolay olmaz.
Ve unutulmamalıdır ki bu meselenin kararını yalnızca birkaç bürokratın masasındaki dosya belirlemeyecek.
Antalya esnafı da söyleyecek sözünü.
Şoförler söyleyecek.
Taksiciler söyleyecek.
Kamyoncular, nakliyeciler, servisçiler ve kuryeler söyleyecek.
Esnafın Odasına Dokunmak Kolay Değildir
Eğer mesele gerçekten hukuksa, hukuk ne diyorsa o yapılsın.
Ancak mesele oda seçimlerinin ardından başlayan bir hesaplaşmaysa, o zaman kimse bürokrasiyi bu hesaplaşmanın aracı hâline getirmesin.
Seçim yenilgisinin hesabı sorulacaksa bunun yolu bellidir:
Bir sonraki seçimde yeniden aday olunur, sandık esnafın önüne konulur ve hesabı esnaf görür.
Demokrasinin yolu budur.
Bürokrasinin gücü kullanılarak esnafın kapısına mühür vurmak değildir.
Esnafın Başkanı Nerede?
Burada Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere’ye de ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Eğer binlerce esnafı ilgilendiren bir yapı mühürlenmek veya yıkılmak isteniyorsa, esnafın en üst düzey temsil makamında oturan kişinin sessiz kalma lüksü yoktur.
Bugün bir esnaf odasının kapısına mühür vurulurken ses çıkarmayanlar, yarın başka bir esnafın kapısına mühür vurulduğunda hangi sözle karşısına çıkacak?
Esnaf başkanlığı yalnızca makamda oturmak değildir.
Esnafın zor gününde yanında durmaktır.
Bu nedenle Sayın Adlıhan Dere’nin de bu konuda kamuoyuna açık ve net bir şekilde görüşünü ortaya koyması gerekir.
Çünkü böylesine önemli bir konuda sessizlik de kamuoyu tarafından bir tavır olarak değerlendirilir.
Son Söz
33 yıldır Antalya’ya ve Antalya esnafına hizmet veren bir binanın hukuki sorunu varsa çözülmelidir.
Vakıflarla görüşülecekse görüşülmeli.
Takas yapılacaksa yapılmalı.
Tahsis mümkünse tahsis edilmeli.
Mevzuata uygun hâle getirilebilecek bölümler varsa getirilmeli.
Mahkeme kararları varsa incelenmeli.
Ama bütün çözüm yolları tüketilmeden binlerce insanı mağdur edecek mühürleme veya yıkım yoluna başvurmak, sadece bir binanın kapısını kapatmak anlamına gelmez.
Esnafın kapısını kapatmak anlamına gelir.
Ve kimse unutmasın:
Seçimler gelir geçer.
Başkanlar gelir geçer.
Bürokratlar gelir geçer.
Ama esnaf kalır.
Siyasette de bürokraside de hesaplaşmanın bir usulü vardır.
Sokak oyununun bile mertçe kuralları vardır…
Antalya’da son günlerde gerçekten çok enteresan gelişmeler yaşanıyor.
Oda seçimleri bitti, kılıçlar çekildi…
Bir gazetecinin, Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası binasının “kaçak yapı” olduğu yönündeki iddiaları gündeme taşımasıyla birlikte, yaklaşık 33 yıldır kentin esnafına ve vatandaşına hizmet veren bina bir anda tartışmaların merkezine oturdu.
Söz konusu bina, 1993 yılında dönemin Antalya Belediye Meclisinin izniyle şimdiki Kepez ilçesi Yenidoğan Mahallesi'nde esnaf tarafından, esnafın parasıyla inşa edildi. O dönem arazi belediyeye aitti, daha sonra kadastro geçince arazi Vakıflar'a geçti. Oda yönetimi yıllarca ecrimisil ödeyerek burada hizmet verdi.
Aradan tam 33 yıl geçti. Bugün ise aynı bina “kaçak yapı” tartışmasıyla karşı karşıya.
İnsan ister istemez soruyor:
33 yıldır neredeydiniz?
Üstelik burası yalnızca Antalya Şoförler Odasının hizmet verdiği sıradan bir bina değil. Çeşitli kamu kurumlarına bağlı birimlerin kamusal hizmet verdiği bir bina olarak göze çarpıyor.
Bu binada Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Antalya'ya gelerek araba satın alan vatandaşın, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde hizmet veren plaka basım ve değişim işlemlerinin yürütüldüğü birimler var.
Sağlık Bakanlığına bağlı aile sağlığı merkezi yani bizim tabirimizle sağlık ocağı var. Her gün bu bölgede onlarca vatandaş aile hekimine gelerek tedavi oluyor rapor alıyor.
Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren SRC kurs merkezi var. Kamyon, tır, otobüs, minibüs, taksi, servis aracı veya ticari kamyonet/panelvan gibi araçlarla ticari amaçla yük, eşya veya yolcu taşıyan tüm sürücülerin alması zorunlu olan mesleki yeterlilik belgesi SRC için Bu binada sınavlar yapılıyor eğitimler veriliyor.
Bu binada esnafın kullandığı çeşitli hizmet alanları var. Oto tamir atölyesi var, taksimetre bakım hizmet birimi var, esnafın uygun fiyata, indirimli çoluğuna çocuğuna, kendisine akrabasına düğün yaptığı düğün salonu var, emniyet-esnaf odaları ve çeşitli bakanlıklara bağlı kamu kurumlarının toplantı, seminer, genel kurul yaptığı, çeşitli hizmet aldığı salon var, kısacası var oğlu var.
Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odasının tam ismi nedir biliyor musunuz; Antalya Şoförler, Otomobilciler, Kamyoncular ve Kamyonetçiler Esnaf ve Sanatkârlar Odasıdır. Yani sadece taksiciler değil nakliyeciler, kamyoncular, kamyonetçiler, motosikletli kuryeler, yatçılar gibi çeşitli mesleklerin mensup yaklaşık 10.000 esnaf bu odaya bağlı olarak hizmet veriyor. Odanın büyüklüğünü anlatmak açısından bunları söylüyorum. Şoförler Odası olarak Türkiye'nin 5'inci büyük odası olarak biliniyor.
Ve bütün esnaf bu binadan hizmet alıyor...
Şimdi bütün bunların üzerine bir anda “Bu bina kaçak, mühürlensin” deniliyor.
Seçimden Önce Başka, Seçimden Sonra Başka mı?!
Daha da ilginç olanı şu:
Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası seçimleri öncesinde ve yerel seçimler öncesinde yine bu binada esnaf toplantıları yapıldı. Her gelen esnaftan oy istedi. Belediye başkan adayları, siyasiler ve dönemin bakanları bu toplantılarda esnafla bir araya geldi.
Mesela oy istemek için gelerek toplantı yapanlar arasında Kepez Belediye Başkanıyken Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olan sayın AK Parti'li Avukat Hakan Tütüncü, şu an Kepez Belediye Başkanı olan sayın CHP'li Mesut Kocagöz, önceki Dışişleri Bakanımız sayın Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte AK Parti'den Kepez Belediye Başkan Adayı olan sayın Avukat Rıza Sümer, şu anda Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Muhittin Böcek vardı. Hatta Muhittin Başkan geldiğinde esnafla toplantı yaparken yanında AESOB Başkanı sayın Adlıhan Dere de bulunuyordu.
O günlerde konuşulan neydi?
Binanın üzerinde bulunduğu arazinin Vakıflar'a ait olduğu, Vakıflarla görüşülerek gerekirse takas yöntemiyle bu sorunun çözülebileceği ve binanın esnafa kazandırılabileceği…
Esnafa verilen mesaj buydu. Gelen belediye başkan adayları; esnafa bu binayı kazandıracaklarına dair çeşitli sözler verdiler.
Peki ne değişti?
Seçim bitti, vaatler unutuldu ve 33 yıllık bina bir anda “kaçak yapı” olarak mı hatırlandı?
Başkan Kocagöz Ne Diyor?
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün de konuyla ilgili görüştüğü gazetecilere son derece önemli ifadeler kullandığı tarafıma aktarıldı.
Kocagöz'ün özetle; “Ben 10 bin esnafın yerini yıkmak için gelmedim. Seçim öncesinde biz de bu binanın yasal statüye kavuşturulması için söz verdik. Bu sorunu çözeceğiz. Ancak bugünlerde bu binanın peşine düşen insanlar var, ben de anlamış değilim” şeklinde değerlendirmelerde bulunduğu belirtiliyor.
Eğer aktarılan bu ifadeler doğruysa ortada çok daha dikkatli yönetilmesi gereken bir süreç var demektir.
Çünkü bazı belediye bürokratlarının konuya alelacele yaklaşması; telafisi son derece güç sonuçlar doğurabilir.
Düşünsenize…
Antalya’da noterlerde yapılan binlerce araç satışının ardından vatandaşın plaka işlemleri için geldiği yer, “kaçak binada faaliyet gösteriyor” denilerek mühürlenecek. Kimse plakasını değiştiremeyecek, yeni satın aldığı arabasına plaka takamayacak, resmi devlet kurumları siyah plaka alamayacak...
Sağlık Bakanlığına bağlı aile sağlığı merkezi, 33 yıl sonra “kaçak binada” denilerek tartışmanın içine çekilecek. Halk sağlığı hizmeti verilemeyecek...
Milli Eğitim Bakanlığı SRC kursu hizmeti veremeyecek... SRC sınavı yapamayacak.
Esnaf indirimli düğün yapamayacak, kamu kurumları toplantı, seminer ve genel kurullarını burada gerçekleştiremeyecek.
Taksimetre hizmeti verilemeyecek, esnafın arabasının indirimli olarak tamir edilmesinin önüne geçilecek. Çekici hizmeti verilemeyecek. Bakın bunların hemen hepsi kamusal hizmetler...
Ve Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanının makamının bulunduğu bina mühürlenecek.
İnsan ister istemez şu soruyu soracak:
“Başkan Alkan, seçimi kazandığı için mi cezalandırılıyor?”
Sonuçta kim mağdur olacak?
Esnaf…
Aileler…
Kamu kurumları ve çalışanları...
Kepez halkı…
Antalya halkı…
Türkiye'nin çeşitli illerinden burada araba satın alarak plaka almak isteyen Türk halkı...
Yani bu tartışmanın bedelini, konuyla hiçbir ilgisi olmayan vatandaş ödeyecek.
Hukuk Sadece Kanun Maddesinden İbaret Değildir
Elbette Türkiye bir hukuk devletidir.
Bir yapı hukuka aykırıysa bunun hukuki ve idari yolları bellidir. Belediye de görevini kanunlar çerçevesinde yapmak zorundadır.
Ancak hukukta ölçülülük, hukuki güvenlik, kazanılmış durumların değerlendirilmesi ve özellikle idari işlemler bakımından telafisi güç veya imkânsız zararların doğup doğmayacağı gibi son derece önemli ilkeler vardır.
Nitekim idari yargıda yürütmenin durdurulması müessesesinin varlık sebeplerinden biri de budur.
Bir işlem açıkça hukuka aykırıysa ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğuracaksa mahkemeler gerekli şartların oluşması durumuna kadar yürütmenin durdurulmasına hatta iptaline karar verebilir.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, 33 yıldır kullanılan bir binanın kapısına apar topar mühür vurmak değil; bütün hukuki geçmişi, belediye kararlarını, mülkiyet durumunu, mevcut mahkeme kararlarını ve binada faaliyet gösteren kamu hizmetlerini birlikte değerlendirmelidir.
33 Yıl Sonra “Kaçak” Demek…
Bugüne kadar 33 yıl boyunca faaliyetine göz yumulmuş veya çeşitli idari işlemlerle kullanımına devam edilmiş bir bina için bugün bir anda “Bu bina kaçak” deniliyorsa vatandaşın soracağı soru bellidir: Günaydın!
Bu bina dün yapılmadı.
Geçen hafta ortaya çıkmadı.
33 yıldır orada...
Devlet kurumları biliyor.
Belediyeler biliyor.
Siyasiler biliyor.
Esnaf biliyor.
Antalya halkı biliyor.
Seçimlerde siyasiler, bakanlar gidip esnafla buluşuyor.
Hatta Antalya Vakıflar Bölge Müdürü sayın Nurullah Pervaneli, Antalya Valisi sayın Hulusi Şahin ile birlikte salonda fakir fukaraya garip gurebaya sünnet şöleni yapıyor. O zamanlar sorun olmuyor.
Seçim dönemlerinde toplantı yapmak için kullanıldığında sorun olmuyor. Peki bu bina, seçim bittikten sonra mı sorun hâline geliyor?
İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.
Mahkeme Kararı Varsa Önce Ona Bakılmalı
Konuyla ilgili geçmişte verilmiş bir mahkeme kararının bulunduğu ve bu kararda, arazinin Vakıflara ait olmasına karşın üzerindeki yapının değerinin arsa değerinden yüksek olması nedeniyle yıkımın uygun görülmediği ifade ediliyor.
Eğer böyle bir kesinleşmiş mahkeme kararı mevcutsa, idarenin atacağı her adımdan önce bu kararın kapsamı ve hukuki sonuçları titizlikle incelenmelidir.
Mahkemenin yıkılamaz kararına rağmen bir adım atılacaksa, bu adım esnafın lehine olacak bir adım olmalıdır.
Çünkü hukuk devleti, yalnızca vatandaşın kanuna uyması demek değildir.
İdarenin de hukuka ve mahkeme kararlarına uyması demektir.
O zaman soralım:
Mahkemelerin kararları dikkate alınmayacaksa bürokrasi kararını neye göre verecek?
Bir köşe yazısına göre mi?
Birilerinin talebine göre mi?
Yoksa hukuka göre mi?
Bunun Hesabını Esnafa Kim Verecek?
Böyle bir mühürleme veya yıkım girişiminin sosyal, ekonomik ve siyasi sonuçları sanıldığından çok daha ağır olabilir.
Çünkü seçim öncesinde esnafa verilen sözler unutulmaz.
“Bu binanın sorununu çözeceğiz, esnafa kazandıracağız” denilmişse bugün o sözler masaya konulur.
Kepez halkının yıllardır adeta bir sosyal tesis gibi kullandığı, binlerce kişinin hizmet aldığı bir yapının hukuki çözüm yolları tüketilmeden kapatılması hâlinde bunun hesabını vatandaşa anlatmak kolay olmaz.
Ve unutulmamalıdır ki bu meselenin kararını yalnızca birkaç bürokratın masasındaki dosya belirlemeyecek.
Antalya esnafı da söyleyecek sözünü.
Şoförler söyleyecek.
Taksiciler söyleyecek.
Kamyoncular, nakliyeciler, servisçiler ve kuryeler söyleyecek.
Esnafın Odasına Dokunmak Kolay Değildir
Eğer mesele gerçekten hukuksa, hukuk ne diyorsa o yapılsın.
Ancak mesele oda seçimlerinin ardından başlayan bir hesaplaşmaysa, o zaman kimse bürokrasiyi bu hesaplaşmanın aracı hâline getirmesin.
Seçim yenilgisinin hesabı sorulacaksa bunun yolu bellidir:
Bir sonraki seçimde yeniden aday olunur, sandık esnafın önüne konulur ve hesabı esnaf görür.
Demokrasinin yolu budur.
Bürokrasinin gücü kullanılarak esnafın kapısına mühür vurmak değildir.
Esnafın Başkanı Nerede?
Burada Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere’ye de ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Eğer binlerce esnafı ilgilendiren bir yapı mühürlenmek veya yıkılmak isteniyorsa, esnafın en üst düzey temsil makamında oturan kişinin sessiz kalma lüksü yoktur.
Bugün bir esnaf odasının kapısına mühür vurulurken ses çıkarmayanlar, yarın başka bir esnafın kapısına mühür vurulduğunda hangi sözle karşısına çıkacak?
Esnaf başkanlığı yalnızca makamda oturmak değildir.
Esnafın zor gününde yanında durmaktır.
Bu nedenle Sayın Adlıhan Dere’nin de bu konuda kamuoyuna açık ve net bir şekilde görüşünü ortaya koyması gerekir.
Çünkü böylesine önemli bir konuda sessizlik de kamuoyu tarafından bir tavır olarak değerlendirilir.
Son Söz
33 yıldır Antalya’ya ve Antalya esnafına hizmet veren bir binanın hukuki sorunu varsa çözülmelidir.
Vakıflarla görüşülecekse görüşülmeli.
Takas yapılacaksa yapılmalı.
Tahsis mümkünse tahsis edilmeli.
Mevzuata uygun hâle getirilebilecek bölümler varsa getirilmeli.
Mahkeme kararları varsa incelenmeli.
Ama bütün çözüm yolları tüketilmeden binlerce insanı mağdur edecek mühürleme veya yıkım yoluna başvurmak, sadece bir binanın kapısını kapatmak anlamına gelmez.
Esnafın kapısını kapatmak anlamına gelir.
Ve kimse unutmasın:
Seçimler gelir geçer.
Başkanlar gelir geçer.
Bürokratlar gelir geçer.
Ama esnaf kalır.
Siyasette de bürokraside de hesaplaşmanın bir usulü vardır.
Sokak oyununun bile mertçe kuralları vardır…
Antalya HABERİ
Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) ve diğer ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.